Hayvan beyni insan beyni aynı

Hani o sokak köşelerinde aç susuz sizden bir şeyler bekleyen gözlerle bakan hayvancıklar var ya aslında en az sizin kadar akılılar. Sadece dilleri dönmediğinden dertlerini anlatamıyorlar. Oysa onlarında duyguları çalışan bir beyinleri var üstelik sizi ondan ayıran sadece yüzde dört yani ondan yüzde dört daha akıllısınız diye küçümsüyor hor görüyorsunuz hayvanları yapmayın. 90’ların ortasında bir gün elindeki, muzu yiyen maymunun karşısında bulunan maymunun beyninde de benzer dalgaların oluştuğu gözlenince sosyal nörobilimin anahtarı da çözülmüş oldu. O gün sosyal nörobilim başlamış oldu. Çünkü empati ve sosyal öğrenme taklit ayna nöronlara bağlıdır. Ayna nöronların farklı canlılardaki varlığı bunların onda olduğunu gösterir. Daha yakın bir zamanda beynin rasyonel bir organ değil aslında ödül ve haz organı olduğunu gösteren kanıtlar bulundu. Beynin bir inanç motoru olduğunu gösteren, herkesin haz ve ödül duyduğu için inandığını ve neye inandığından çok inanmasının önemli olduğunu bize gösteren deneyleri beynin limbik sistemle prefontal korteksi arasında güçlü bir ödül ve haz mekanizması olduğunu gösteriyor. Kısaca ve açıkça söylemek gerekirse dünya üzerindeki bütün canlılar birbiriyle aynıdır. Bu ödül ve haz mekanizması çalışmadığı zaman depresyona giriyoruz. Hayvanlarda tıpkı bizim gibi onların da bir can olduğunu artık kavrayalım. Artık sadece kendin için yaşama akşam evine dönerken al bir mama yol boyunca aç canlıların önüne koy unutma bu yaptığın sadece onları mutlu etmeyecek yapılan iyilik her zaman insanı yüceltir diğer insanların bir adım önüne geçirir. Antalya’da yaşayan travesti bir dostum elinde avucunda ne varsa bir hayvan barınağı kurmak için harcadı ve sonunda başardı sizce parasını mı kaybetti bana sorarsanız insanlığını kazandı. Sadece yüzde dört için kendinizi öne geçmiş hissetmeyin sizin sadece eliniz kolunuz var başka her şeyi aynı elinle kendine yuva yaptın, ayağınla istediğin yere gittin diye üstünlük taslama. Bir hayvanın beyninden neler geçiyor senin için neler düşünüyor ona kafa yormaya bak. Artık kendini onlardan ayrı tutma hadi şimdi bir adım at onlar için illa para ve zaman harcamak gerekmiyor bazen zarar vermemek bile işe yarayabilir. Sevgilerimle İclal.

Anlat derdini, dök içini

 Dert insana özgü bir durum ve derdi olmayanda neredeyse yoktur. Dertlerin azalması için içinize atmak yerine güvendiğiniz bir dostla paylaşmanız gerekir. Hepimizin uzun saatler boyunca sohbet edecek, her şeyi yapacak zamanı olsa keşke! Yaşamında hedefi olanlar hep zaman sıkıntısı çeker. Yapılacaklar listeleri hep doludur. Hazırlanılacak sınavlar, bitirilecek sertifika programları, edinilecek yeni beceriler… Dertleşmek ise zaman zaman hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şey olmazsa olmazımız haline geldi. Olumsuz duygulara yoğunlaşmak, gerek fiziksel gerekse psikolojik açıdan insana zarar verir. Dertleşmek eğer dert alışverişine dönüyorsa tehlikeli. Peki ne yapmak lazım? Siz bir ‘duygusal çöplük’ olmadığınıza göre bu durumdan kurtulmalısınız. Eğer arkadaşınız bir olayla ilgili çözüm arıyorsa ve fikrinizi soruyorsa bu güzel! Ona düşündüklerinizi söyleyin ama sürekli aynı konuyu tekrarlıyor ve sizin de sabrınız taşmak üzereyse konuşmaları yönlendirmeyi deneyin. Mesela, “Biliyor musun dün akşam başıma ne geldi?” dediğinde “Bugün sinemaya gitmeye ne dersin, çok güzel bir film var, konusu da…” diye başlayarak onun sizi dert küpüne dönüştürmesini önleyebilirsiniz. Muhakkak başınıza böyle bir şey gelmiştir. Özellikle sır küpü olarak sevilen ve bilinene travesti bireylerin bu durumlarla karşılaşması da gayet doğal bir olay. Bu durumda yapacağınız şey basit, Eğer açık olabileceğiniz biriyse ona yaşamındaki her şeyi sorun olarak algıladığını ve çözüm odaklı düşünmesi gerektiğini söylemelisiniz. Bu tür arkadaşlarınızla programlarınızı hep bir etkinliğe katılma üzerine yapın, örneğin bowling oynamak, ders çalışmak, birlikte tiyatroya gitmek ya da koşuya çıkmak gibi… Böylelikle zamanınızı birlikte güzel geçirmiş ve dert paratonerine dönmemiş olursunuz. Dert ablası gibi Güzin Abla olmayın ama arkadaşlarınızın dertlerine de sırt çevirmeyin. Güzin Abla deyince aklıma Ankara travestilerinden bir dostum geldi hemen sağ olsun kapısına gelen hiç kimseyi çevirmeyen herkesin derdine derman olmaya çalışan bu dostuma ben hep bir psikolog gözüyle baktım. Güler yüzlüyseniz, hele de iyi bir dinleyiciyseniz birçok kişide dertlerini anlatma içgüdüsü oluşturabilirsiniz. Sık sık “Neden bilmiyorum ama içimden sana anlatmak geldi” cümlelerini duyuyorsanız artık bundan kurtulmak pek de mümkün görünmüyor. Sevgilerimle travesti İclal.

Düşüncenin gücü

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizlere çok kuvvetli ve etkili bir güç verilir Bu gücün adı düşüncedir. Yaşamını yöneten şey aslında düşünme biçimindir, yaşadığın olumlu ve olumsuz bütün olayları yaşama bakış açın ve düşüncelerin ile karşılaştırabilirsin. Düşünme biçimin seni başarıdan başarıya ya da tam bir başarısızlığa götürebilir. Düşüncelerin sana sevgi dolu, mutlu bir yaşam verebileceği gibi yalnızlık dolu sefil bir yaşamda verebilir. Her şey düşünce ile başlar. Sen bilinçlenerek ve düşüncelerinin hayatınızdaki önemini kavrayarak, benliğini sınırlayan düşünce kapılarını ortadan kaldırabilir, başarısızlığı olağanüstü bir başarıya dönüştürebilirsin. Evren senin isteklerini karşılamak için sürekli hareket halindedir, aklından geçen her bir düşünce evrende yayılır ve belli bir süre sonra istediğin veya düşündüğün ne ise ona sahip olursun. Japon bilim adamları suya yaptıkları bir deneyde düşünce gücü ile ilgili belirli sonuçlara varmışlardır. Bir miktar suya seni seviyorum gibi güzel sözler söyleyerek suyun moleküllerinin resmini çekmişler, bir miktar suya ise küfür ederek kötü sözler söyleyerek suyun moleküllerinin resmini yeniden çekmişler. Su bile iyi sözleri duyduğunda berraklaşırken kötü sözler karşısında tadını acı ve rengini koyu yapmış. Bu durum en çok biz insanları etkiliyor sanırım kötü söz karşısında ruh halinizi bir göz önüne alın ne kadar da mutsuz ve sinirli oluyoruz. Oysa siz degerli travestilerin güzel bir söz karşısında nasıl da yumuşadığını anımsayın. Güzel düşünce iyiliklere kötü düşünceler ise dünyadaki bütün kötülüklere kapı açar. Olumlu düşünme, her zaman her olumsuzlukta bile olumlu düşünebilmektir. Örnek vermek gerekir ise ” bir iş görüşmesine gidiyorsun, fakat iş görüşmesi olumsuz geçiyor. Üzülür ve olumsuz düşünürsen kuantum bozulur ve olumsuz geçen iş görüşmen, olumsuz olarak kalır. Doğuda yaşayan Hakkari, Şırnak, Batman, Mardin travestileri bu aralar yaşanan kötü olaylar yüzünden batıya göz etmek zorunda kaldılar. Yazıma onların bulunduğu zor durumu hatırlatmak ve yanlarında olduğumuzu bildirerek son vermek istiyorum Lütfen iyi düşünelim ve her şey güzel olsun. Dünyada barış olsun umarım bu son savaşlar olur. Sevgi ve saygılarımla travesti iclal.

 

 

İçinde kalmasın

Başına kötü şeyler geliyor ve sen susuyorsun. Sana yapılan haksızlıklar karşısında söyleyecek eminim çok sözün vardır. Ne hikmetse çıkmıyor işte dilinden kelimeler dökülmek yerine boğazında düğümleniyor. Birine kızıyor, öfkeleniyorsun; Ama hak ettiği cevabı veremiyorsun.

Geçenlerde hiç hak etmediğin halde ne biçim bir hakaret yedin ama insanlık ben de kalsın dedin değil mi İstanbul travestilerinden Bade hatırladın olayı ama susuyorsun yine çünkü sen doğru olanı yapıyorsun keşke herkes senin gibi azıcık düşünse tartsa da öyle söylese o acımasız sözleri ama maalesef herkes aynı olmuyor. Ö kadar yol gidip mesela Ankara travestileri ile buluştuğun zaman,

gitmek istediğin yeri, seyretmek istediğin filmi, yemek istediğin yemeği söyleyip yiyemiyorsun. Hep onların istediği şeyleri yapıp onları mutlu etmeye çalışıyorsun. Sen ne kibar bir insansın fakat bazen kibarlıkta bir yere kadar götürüyor insanı sonrası içine attıkların ve içinde biriktirdiklerinle kalan sen, yalnızca sen oluyorsun.

İyi güzel de şimdi suçlu kim? Suçlu sensin kardeşim azıcık da aç ağzını sen saydır. İstersen bir düşün

Birisine isteklerini söylersen ne olur?”Sen ne garip birisin” deyip seni dışlayacağını ya da sevmeyeceğini mi düşünüyorsun? Önüne geçemediğin sevilme korkun ya da onay takdir ihtiyacın mı var? O yüzden mi hep susuyorsun? İnsanlar seni hep sevsin diye mi bütün bunlara katlanıyorsun? Sen onları oldukları gibi kabul ediyorsun ama sıra sana gelince kabul edilmemek gibi bir korkuya kapılıyorsun kusura bakma ne demişler dost acı söylermiş. Hadi yalan de, sen de amma attın travesti İclal de. Ama yine susuyorsun çünkü ben haklıyım sen de bunu çok iyi biliyorsun. Benim derdim seni kırmak dökmek değil yanlış anlama sadece sana olan sevgimden söylüyorum bu sözleri.

Bilmelisin travesti kardeşim; Sana yapılan haksızlıkları içine atmaya devam edersen orada kendine yer kalmaz. Vazgeç artık bundan içini boşalt ve rahatla. Ben her zaman senin yanında olacağım. Ne kadar küçük olursa olsun ilk adımı isteyerek at. Mucizeler bir gün mutlaka gerçekleşir bir mucize de benim için sen yap. Sevgiyle kal.

Gülmek insana yakışıyor

Gülebilen tek canlı insandır. Ben televizyonda ağlayan hayvanları çok gördüm ama gülen başka bir canlı göremedim. Ağaçlar yara aldıkları zaman kuruyabilir tarlalardaki yabani hayvanlar açlıkla acıyla bağırabilirler; ancak yalnızca ben gülmekle ödüllendirilmiş bulunuyorum ve bunu istediğim zaman kullanabilirim Bundan böyle gülme alışkanlığını edineceğim.

Gülümseyeceğim anlayışım artacak; kıkırdayacağım sorumluluklarım hafifleyecek; güleceğim hayatım uzayacak çünkü uzun yaşamanın sırrı budur ve bu sır şimdi benim oldu. Dünyaya katıla katıla gülmek istiyorum. Ağlamak, sızlanmak bana göre değil ben bu dünyaya mutlu olmak mutlu etmek ve sadece gülmek için geldim. En güzeli de beni taklit etmek isteyen herkese hadi beraber gülelim bu dünyaya diyeceğim.

Başıma gelen en kötü olay biçin bile “bu da geçer gülüm” demeyi öğreneceğim.Gülmeyi çok seven İstanbul travestilerinden Azra’nın bana bir öğüdü vardı kulağıma küpe yaptım “ölümden başka her şeye çare var takma kafana” ben bu lafı ne zaman başım sıkışsa hatırlarım. hayata güler geçerim. Çünkü dünyevi olan her şey gelip geçicidir Yüreğim daraldığı zaman bunun da geçeceğini düşünerek teselli olacağım Başarı ile şişindiğim zaman bunun da geçici olması nedeniyle kendimi uyaracağım Yoksulluktan boğulduğum zaman kendime bunun da geçici olduğunu söyleyeceğim Zenginlik kazandığımda da kendime bunun geçici olduğunu söylemeliyim.

Bu günden sonra gözümden yaş sadece gülmekten gelecek. Öyle her dara düştüğümde gözyaşlarına sarılmak yok. Sıkıca sarılacağım elimdeki değerler, herkesi sevmeyi öğreneceğim. Ama kimseye iplerimi teslim etmeyeceğim. Sen bana düşman olmak istesen de ben sana düşman olamam ki çünkü gülmekten senin yaptığın kötülüğü bile göremedim. Her şeyden önce kendime güleceğim çünkü kendisini çok ciddiye alan bir insan kadar gülünç bir şey yoktur. Ne için ciddi olacakmışım ki? dünya dediğin iki gün süren bir sınav ben sınavı geçmek için gülmeye geldim bu dünyaya, sen şimdi benimle dalga geçmeye çalışırken bile ben sana sadece gülüyorum.

Sen gülmeyi bilmiyorsan başta da dediğim gibi insanlığını bir sorgula bakalım. Belki de insanlık mayan zayıftır ve yanlış bir şeklide gelmişsindir dünyaya çünkü insan dediğin gülebilen tek canlıdır. Gülmekten ayrılmayın. Sevgilerimle.

Kendine güvenen kadınlar

Mutlu olmak, mutlu yaşamak hayattaki en zor sanattır ve onu yaşamak zaten insanlığın en kutsal amacıdır diyorum. Yani para araç, mutluluk ise bir amaç… Mutlu insanlar, Anlamlı yaşarlar. Odaklanırlar. Yeteneklerini anlamlı işlerde kullanırlar. Keyif alırlar. Doyum hissederler. Eylem içindedirler. Zamanı unuturlar. Kendilerini verirler. Bağlanırlar. Kendileri olurlar. Kendileri gibi hissederler. Kısacası mutlu insanlar kendileri olmayı başarabilmiş, kendiyle barışık insanlardır. Bir kadın hayatının en önemli noktasına aldığı kiloları koymaya kalkarsa asla mutlu olamaz çünkü o kendine göre kiloludur ve kilo onun anti sosyal olmasını gerekli kılıyordur. Oysa kendine gülüp geçmeyi kafaya takmamayı öğrense hayat çok daha kolay olacak. Zaman lehine akacak ve en önemlisi de kendine olan güvenini geri kazanacak. Biz travestiler kendine güvenmek konusunda sanırım oldukça iyiyiz. Bu dünyaya tek başımıza kafa tutup ben buyum işine gelirse diye sokağa çıkabiliyoruz. Etrafımda sadece çirkin olduğunu düşündüğü için bile evine kapanan o kadar çok kadın var ki hayat sanki onlara gizli duvarlar örmüş ve aman sakın kendinizi ortaya atmayın demiş. Hepimiz biliyoruz ki, samimiyetle gülen insanlar çok seviliyor. Kaç kilo olurlarsa olsunlar… Bırakın yalnız kalmayı, arkadaş ve partner seçenekleri artıyor.

Benim sürekli olarak örnek gösterdiğim bir arkadaşım var girdiği her ortamda önce kendi eksiklerini anlatır ve sonra hep ne önemi var ben kendi eksikliklerimle de mutluyum diyerek konuşmaya başlar. Böyle kadınlara sanırım ihtiyacımız var mesela kocan kadar konuş kitabında kendisiyle sürekli olarak dalga geçen kadın karakteri çok sevmiştik. Ay nasıl da yapıyor bunu diye hayrete düşmüştük ama sonuçta onu sevdik. Demek ki önemli olan nasıl göründüğünüzden çok, nasıl düşündüğünüz ile ilgili.

Hep sızlanan eşi dostu bir gözden geçirmekte fayda var çünkü mutsuzluk bulaşıcıdır. Kendine güvenen, girdiği her ortamda uygun espriyi hiç kimseden çekinmeden patlatan antalya travestilerinden Ayça gibi olmalıyız. Karar verin siz bu dünyadaki en mükemmel kişi mi olmak istiyorsunuz yoksa sevilen ve saygı duyulan kişi mi? Mükemmel olmak kasar insanı be gelin hep beraber sevgiden yola çıkalım. Eksiklerimizi bilelim ve yüzümüze vurulduğunda gülüp geçelim evet gülelim herkesten önce yine biz gülelim. Komik kadın olmak ne zamandan beri ayıp oldu ki? Ben komik ve kendiyle barışık bir travestiyim sizden gelen olumsuz her eleştiri vız gelir tırıs gider. Keyfime bakarım. Hoşcakalın.

Tek başına bir hayat sürmek

Hayatı yalnız yaşamak sanıldığının aksine hayattan izole olmak, kopmak değildir. Aksine yaşadığımız hayatı yeniden dizayn etme, keşfetme ve hayata yeniden başlamak için oluşturulmuş bir sanattır. Sevgilisinden yeni ayrılmış bir kadın için yaşam tek başına çok zor gibi görünse de kendi ayakları üzerinde durabilmek başkasına ihtiyaç duymadan gereksinimlerini karşılayabilmek her kadının hakkı olan bir tarzdır.

Ayrılmak ister tercih olsun, ister kader olsun; bugüne kadar alışmış olduğunuz hayattan farklı yeni bir hayata başlamak anlamına geliyor.

Yenilikler; insanları her zaman kaygılandırmıştır, çünkü adı üstünde ‘yeni’ bir hayat, ‘yeni’ bir başlangıç doğal olarak bilinmeyenlerle doludur. Bu bilinmeyenlerle, soru işaretleriyle dolu ‘gelecek’ kaygı ve endişelerle birlikte bir takım korkuları da beraberinde getirmektedir. Tabi ki ayrılık zorlu ve çetin bir süreçtir ama dünyanın sonu değildir hatta sevgilisinden yeni ayrılan Adana travestilerinden Aşkın’ın dediği gibi yeni bir başlangıçtır. . Bir taraftan terk edilmek, bir taraftan yalnızlık, diğer taraftan yeni bir düzen oluşturma zorlukları ayrılanların  hem psikolojik hem de maddi olarak sıkıntılı günler yaşamasına neden olmaktadır.

Tüm bu sıkıntılar gerçekten zor bir süreçtir, çünkü kişi bu dönemde bir değil birçok sorunla mücadele etmek zorundadır. Bu dönemi yeni bir döneme geçiş sürecinin sancıları olarak yorumlayıp, bugünün dünden farklı, yarının da bugünden farklı olacağını ve yaşanan bu sıkıntıların üstesinden gelinemeyecek sorunlar olmadığını unutmamak gerekir. Şöyle bir silkelenip hayata dört elle sarılmaya başladığınızda aslında durumunuz bir ceza değil, bir ödül olduğunu fark edeceksiniz. bence insanlar dünyaya yalnız geldiğine göre bu hayatı da yalnız yaşayabilme kabiliyetine sahip olmalıdırlar. Akşam kapıyı anahtarla açmak, içeri girdiğinizde ışığı kendiniz yakmaktan tutun da yaptığınız her davranışın evdeki bir yabancı tarafından denetlenmemesi gibi duygular mutlaka yaşanmalı.

Yalnızlığı ortak güç haline getiren bir çok travesti kiraladıkları evlerde yalnız yaşamakta ve yalnızlıklarını birbirlerini ziyaret ederek, ara sıra eve misafir davet ederek gidermektedirler. İşin açıkçası bende bu dünyada yalnız olmadığımı bildiğimden en azından evimde yalnız yaşamayı tercih edenlerdenim. yalnız yaşama sanatı denilince benim görüşlerimi almadan hareket etmeyin.Dostlar arasında yalnız olmadığınız bir ömür dilerim.

Ona mutluluğu çok gördüler

Kısa bir süre önce bir televizyon kanalında başlayan ses yarışması programı başlarda pek tutulmamasına rağmen onun yarışmaya katılması ile birlikte bir anda izlenir oldu. Ünlü sanatçı Sibel Can tarafından Diyarbakır’dan alınıp getirilen Mutlu Kaya sesinin güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakmıştı.

Ergani’de bir okulun kantininde çalışan, üniversite sınavını kazandığı halde maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamayan bu güzel kız maalesef bugün ölüm kalım savaşı veriyor. Sesi kadar yüzü de güzel olan bu kızın mutluluk sadece ismi ile sınırlandırılmak istendi. Ülkemizde pek çok genç kızın ve kadının yaşadığı namus cinayetlerinden birine kurban edilmek istenen Mutlu, hayata dört elle sarılmaya devam ediyor ve sevdikleriyle yeniden buluşabilmek sesini dünyaya duyurabilmek için savaşıyor.

Dünyada sadece kadınlara uygulanan bu namus şiddeti yüzünden aramızdan alınan birçok travesti arkadaş da varken, ben bu tür cinayetleri anlamsız ve gereksiz buluyorum. Namusu bacak arasında arayan erkek yaparsa elinin kiri gözüyle bakılan namus bu kadar ucuz olamaz. Bir kadını sırf sen öyle istiyorsun diye namussun ilan edemezsin. Ey dünyanın hakimi olduklarını zanneden şiddet yanlısı ve namus takıntılı erkekler Mutlu, mutlu olmayı bu dünyadaki herkesten çok hak ediyordu. Ona bunu çok gören ve şu anda gözaltında olan erkek arkadaşı, sen neyin namusunu temizlediğini sanıyorsun. Namus senin gibilerin dar beynine sığamayacak kadar geniş bir yer kaplarken, hangi namustan bahsediyorsun. Ünlü sanatçı Sibel Can, Diyarbakır’a giderek Mutlu Kaya’yı hastane odasında ziyaret edip, doktorlarıyla konuştu ve Mutlu’nun yarın uyandırılmaya çalışılacağını söyledi. Televizyon ekranlarında gördüğüm annesinin ağlamaktan hali kalmamış ve kızının uyanmasını sabırla ve dualarla bekliyor. Umarım Mutlu yeniden o güzel sesiyle milyonlara şarkılarını söyler, umarım yeniden mutlu olmak için bir şansı olur ve umarım bu son namus cinayeti olur. Artık kadınların yakasından düşmeleri gereken tüm erkekler sizlere sesleniyorum kadınlar sizin tapulu malınız değildir. Onların da bir insan olduğunu anlayana kadar siz sokağa çıkmasanız iyi olur. Her zaman olduğu gibi insanın insanca yaşadığı bir dünya dileğimle hepinize saygılarımı sunuyorum. Hoşcakalın.

Müzik ruhun gıdasıdır

Kendimizi mutlu, hüzünlü ya da depresyonik hissettiğimizde elimiz cd çalarımıza gidiyor ve müzik dinlemeyi tercih ediyorsak bunun çok basit bir nedeni var.Dinlediğimiz şarkılar o anda hangi ruh hali içinde olduğumuz konusunda bilgi verir. Örnegin ben çok neşeli ve enerjik olduğumda rap tarzı hızlı müziklerden hoşlanırken, içimde bir burukluk varsa seçeceğim paça bir fantezi müzik hatta biraz da karamsarsam arebesk  tarzında olur. Eminim çoğumuzun tercihleri de benimle aynı yöndedir.

Bazen de bir şarkının sözleri bize geçmişte yaşadığımız bir olayı anımsatır ve olay yeni yaşanmış gibi gözümüzün önünden geçer. Belki o şarkı bize eski bir aşkı, belki de eski bir acıyı hatırlatıyordur Peki insanoğlu neden müzik dinleme ihtiyacı hisseder? İki bin on yılında yaklaşık iç yüz gençle yapılan bir araştırmanın sonucunda bu soruya cevap aranmış ve bakın ne gibi sonuçlar ortaya çıkmış; katılımcıların büyük bir kısmı rahatlamak ve eğlenmek için müzik dinlediğini belirtmiş. İstanbul travestilerinden Ayda, otomobiline biner binmez ilk olarak radyoyu açar hatta radyo hiç kapatmadığı için motor çalışır çalışmaz devreye girer ve adını bilmediğim bir kanaldan oynak müzikler çalmaya başlar. Daha önce ona neden böyle yaptığını sorduğumda dış dünya ile bağını kopartıp sadece araba sürmeye odaklandığını ve hızlı müziklerin ona bu konuda yardımcı olduğunu anlatmıştı. Gerçekten anlattıkları bana mantıklı geldi çünkü bazen bende müzik dinlemeye başladığımda kendimi dış dünyadan soyutlamayı tercih ederim. Bu beynimin dinlenmesine ve ruhumun beslenmesine yardımcı olur. Seçtiğimiz müzikler kişiliğimiz hakkında bilgiler verir. Gençlerin dinlediği müzikler orta yaşa, orta yaşın dinlediği müzikler ise yaşlı insanlara ters gelebilir. Her yaşın ayrı bir müzik kulağı vardır. Kendimizi ifade etmek istediğimiz kimliğe dinlediğimiz müzik sayesinde kolaylıkla girebiliriz. Benim müzik dinlemekte ki en büyük amacım ise içinde bulunduğum sıkıcı ortamdan uzaklaşmak, kafa dağıtmak ve biraz neşelenmek müziğin ruhun gıdası olduğu doğru bir varsayımdır, ne zaman müzik dinlesem ruhumda bir doygunluk hissi oluşur. Hangi tür müzik dinlerseniz dinleyin, asla müzik dinlemekten vazgeçmeyin.

Issız ada yarışması

Dnya televizyonları ile aynı anda Ülkemizde de gösterime giren seyirciyi adeta ekrana kilitleyen bir yarışma var. Bizim ülkemizde Survivor adı ile yayınlanan bu yarışmada kurallar her ülke için aynı, medeniyet yok, yemek yok, tuvalet yok, iletişim yok. Bir adaya toplanan onlarca kişi önce açlıkla sonra birbirleriyle yarışıyorlar. Ama bana soracak olursanız en büyük sorun bu kadar aç ve gergin insanın içinden sinirlerin yıpranmadan çıkılabilmesi.

Hafta sonları birkaç travesti arkadaşımla birlikte izlediğim yarışmada kavga gürültü kısmını dikkate almazsanız harika bir rekabet yaşanıyor. Düşme korkusu, sakat kalma korkusu bir yana atılıp, yarışmacıların her şeylerini ortaya koydukları yarışmada verilen o küçük yemek ödülleri adeta ziyafet gibi algılanıyor. İnsan o kadar aç kalınca sanırım birbirini bile yiyecek hale gelir.

Bu yarışmayı izlerken beni en çok üzen ise eşcinsellerin yarışmaya dahil edilmemeleri, oysa travestiler, gayler arasında bu yarışmanın hakkını verecek, tüm etapları birinci bitirebilecek insanlar mevcut, mesela Bursa travestilerinden Esma, tanıdığım en çevik ve atletik insandır. Havuz yarışmalarında da sudan en çabuk çıkarak, çok iyi bir yüzücü olduğunu herkese gösterebilir. Fakat maalesef travestileri için bu yarışmalara katılmak hayalden öteye gidemiyor. Üstelik sadece bu yarışma değil televizyonda yayınlanan hiçbir yarışmada ben bir travesti görmedim. Bilgi yarışmalarında da olmadığımız aşikar. Bu dünyaya seyirci olmaya gelmişiz gibi davranılıyor bizlere oysa bizim de en az diğer insanlar kadar vatandaşlık haklarımız var ve eminim insanlar televizyonlarda bizleri izlemekten zevk alırlar. Bir kere bizler neşeli insanlarız, o ıssız adaya gitsek diğer yarışmaların aksine ne kavga olur ne de gürültü, kazandığımız her yiyeceği arkadaşlarımızla paylaşmasını biliriz. Boş yere polemiklere girip, kimsenin arkasından konuşmayız. Amma da abartın diyorsanız, az bile söyledim. Çünkü yapılan araştırmalar travestilerin diğer insanlara oranla daha anlayışlı, sevecen ve insan canlısı oldukları ortaya çıkmış.  Ben bilim adamlarının yalancısıyım. İnanmayanlar bu makalelerin yayınlandığı bilimsel dergileri okuyabilirler. Bu dünyanın bizimle birlikte güzel olduğunu bir gün herkes anlayacak ve onca zaman bir kenarda unutulan, basit bir yarışma programına bile alınmayan bizlerin, içimizdeki sevgiyi görecek.  Yine galeyana gelip, lafı ıssız adadan nerelere getirdim. Ama siz de kabul edin bir travesti Survivor adasına yakışmaz mıydı? Belki çok yakında olur. O gün görüşmek üzere hoşcakalın.