Ona mutluluğu çok gördüler

Kısa bir süre önce bir televizyon kanalında başlayan ses yarışması programı başlarda pek tutulmamasına rağmen onun yarışmaya katılması ile birlikte bir anda izlenir oldu. Ünlü sanatçı Sibel Can tarafından Diyarbakır’dan alınıp getirilen Mutlu Kaya sesinin güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakmıştı.

Ergani’de bir okulun kantininde çalışan, üniversite sınavını kazandığı halde maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamayan bu güzel kız maalesef bugün ölüm kalım savaşı veriyor. Sesi kadar yüzü de güzel olan bu kızın mutluluk sadece ismi ile sınırlandırılmak istendi. Ülkemizde pek çok genç kızın ve kadının yaşadığı namus cinayetlerinden birine kurban edilmek istenen Mutlu, hayata dört elle sarılmaya devam ediyor ve sevdikleriyle yeniden buluşabilmek sesini dünyaya duyurabilmek için savaşıyor.

Dünyada sadece kadınlara uygulanan bu namus şiddeti yüzünden aramızdan alınan birçok travesti arkadaş da varken, ben bu tür cinayetleri anlamsız ve gereksiz buluyorum. Namusu bacak arasında arayan erkek yaparsa elinin kiri gözüyle bakılan namus bu kadar ucuz olamaz. Bir kadını sırf sen öyle istiyorsun diye namussun ilan edemezsin. Ey dünyanın hakimi olduklarını zanneden şiddet yanlısı ve namus takıntılı erkekler Mutlu, mutlu olmayı bu dünyadaki herkesten çok hak ediyordu. Ona bunu çok gören ve şu anda gözaltında olan erkek arkadaşı, sen neyin namusunu temizlediğini sanıyorsun. Namus senin gibilerin dar beynine sığamayacak kadar geniş bir yer kaplarken, hangi namustan bahsediyorsun. Ünlü sanatçı Sibel Can, Diyarbakır’a giderek Mutlu Kaya’yı hastane odasında ziyaret edip, doktorlarıyla konuştu ve Mutlu’nun yarın uyandırılmaya çalışılacağını söyledi. Televizyon ekranlarında gördüğüm annesinin ağlamaktan hali kalmamış ve kızının uyanmasını sabırla ve dualarla bekliyor. Umarım Mutlu yeniden o güzel sesiyle milyonlara şarkılarını söyler, umarım yeniden mutlu olmak için bir şansı olur ve umarım bu son namus cinayeti olur. Artık kadınların yakasından düşmeleri gereken tüm erkekler sizlere sesleniyorum kadınlar sizin tapulu malınız değildir. Onların da bir insan olduğunu anlayana kadar siz sokağa çıkmasanız iyi olur. Her zaman olduğu gibi insanın insanca yaşadığı bir dünya dileğimle hepinize saygılarımı sunuyorum. Hoşcakalın.

 

Müzik ruhun gıdasıdır

Kendimizi mutlu, hüzünlü ya da depresyonik hissettiğimizde elimiz cd çalarımıza gidiyor ve müzik dinlemeyi tercih ediyorsak bunun çok basit bir nedeni var.Dinlediğimiz şarkılar o anda hangi ruh hali içinde olduğumuz konusunda bilgi verir. Örnegin ben çok neşeli ve enerjik olduğumda rap tarzı hızlı müziklerden hoşlanırken, içimde bir burukluk varsa seçeceğim paça bir fantezi müzik hatta biraz da karamsarsam arebesk  tarzında olur. Eminim çoğumuzun tercihleri de benimle aynı yöndedir.

Bazen de bir şarkının sözleri bize geçmişte yaşadığımız bir olayı anımsatır ve olay yeni yaşanmış gibi gözümüzün önünden geçer. Belki o şarkı bize eski bir aşkı, belki de eski bir acıyı hatırlatıyordur Peki insanoğlu neden müzik dinleme ihtiyacı hisseder? İki bin on yılında yaklaşık iç yüz gençle yapılan bir araştırmanın sonucunda bu soruya cevap aranmış ve bakın ne gibi sonuçlar ortaya çıkmış; katılımcıların büyük bir kısmı rahatlamak ve eğlenmek için müzik dinlediğini belirtmiş. İstanbul travestilerinden Ayda, otomobiline biner binmez ilk olarak radyoyu açar hatta radyo hiç kapatmadığı için motor çalışır çalışmaz devreye girer ve adını bilmediğim bir kanaldan oynak müzikler çalmaya başlar. Daha önce ona neden böyle yaptığını sorduğumda dış dünya ile bağını kopartıp sadece araba sürmeye odaklandığını ve hızlı müziklerin ona bu konuda yardımcı olduğunu anlatmıştı. Gerçekten anlattıkları bana mantıklı geldi çünkü bazen bende müzik dinlemeye başladığımda kendimi dış dünyadan soyutlamayı tercih ederim. Bu beynimin dinlenmesine ve ruhumun beslenmesine yardımcı olur. Seçtiğimiz müzikler kişiliğimiz hakkında bilgiler verir. Gençlerin dinlediği müzikler orta yaşa, orta yaşın dinlediği müzikler ise yaşlı insanlara ters gelebilir. Her yaşın ayrı bir müzik kulağı vardır. Kendimizi ifade etmek istediğimiz kimliğe dinlediğimiz müzik sayesinde kolaylıkla girebiliriz. Benim müzik dinlemekte ki en büyük amacım ise içinde bulunduğum sıkıcı ortamdan uzaklaşmak, kafa dağıtmak ve biraz neşelenmek müziğin ruhun gıdası olduğu doğru bir varsayımdır, ne zaman müzik dinlesem ruhumda bir doygunluk hissi oluşur. Hangi tür müzik dinlerseniz dinleyin, asla müzik dinlemekten vazgeçmeyin.

 

Issız ada yarışması

Dnya televizyonları ile aynı anda Ülkemizde de gösterime giren seyirciyi adeta ekrana kilitleyen bir yarışma var. Bizim ülkemizde Survivor adı ile yayınlanan bu yarışmada kurallar her ülke için aynı, medeniyet yok, yemek yok, tuvalet yok, iletişim yok. Bir adaya toplanan onlarca kişi önce açlıkla sonra birbirleriyle yarışıyorlar. Ama bana soracak olursanız en büyük sorun bu kadar aç ve gergin insanın içinden sinirlerin yıpranmadan çıkılabilmesi.

Hafta sonları birkaç travesti arkadaşımla birlikte izlediğim yarışmada kavga gürültü kısmını dikkate almazsanız harika bir rekabet yaşanıyor. Düşme korkusu, sakat kalma korkusu bir yana atılıp, yarışmacıların her şeylerini ortaya koydukları yarışmada verilen o küçük yemek ödülleri adeta ziyafet gibi algılanıyor. İnsan o kadar aç kalınca sanırım birbirini bile yiyecek hale gelir.

Bu yarışmayı izlerken beni en çok üzen ise eşcinsellerin yarışmaya dahil edilmemeleri, oysa travestiler, gayler arasında bu yarışmanın hakkını verecek, tüm etapları birinci bitirebilecek insanlar mevcut, mesela Bursa travestilerinden Esma, tanıdığım en çevik ve atletik insandır. Havuz yarışmalarında da sudan en çabuk çıkarak, çok iyi bir yüzücü olduğunu herkese gösterebilir. Fakat maalesef travestileri için bu yarışmalara katılmak hayalden öteye gidemiyor. Üstelik sadece bu yarışma değil televizyonda yayınlanan hiçbir yarışmada ben bir travesti görmedim. Bilgi yarışmalarında da olmadığımız aşikar. Bu dünyaya seyirci olmaya gelmişiz gibi davranılıyor bizlere oysa bizim de en az diğer insanlar kadar vatandaşlık haklarımız var ve eminim insanlar televizyonlarda bizleri izlemekten zevk alırlar. Bir kere bizler neşeli insanlarız, o ıssız adaya gitsek diğer yarışmaların aksine ne kavga olur ne de gürültü, kazandığımız her yiyeceği arkadaşlarımızla paylaşmasını biliriz. Boş yere polemiklere girip, kimsenin arkasından konuşmayız. Amma da abartın diyorsanız, az bile söyledim. Çünkü yapılan araştırmalar travestilerin diğer insanlara oranla daha anlayışlı, sevecen ve insan canlısı oldukları ortaya çıkmış.  Ben bilim adamlarının yalancısıyım. İnanmayanlar bu makalelerin yayınlandığı bilimsel dergileri okuyabilirler. Bu dünyanın bizimle birlikte güzel olduğunu bir gün herkes anlayacak ve onca zaman bir kenarda unutulan, basit bir yarışma programına bile alınmayan bizlerin, içimizdeki sevgiyi görecek.  Yine galeyana gelip, lafı ıssız adadan nerelere getirdim. Ama siz de kabul edin bir travesti Survivor adasına yakışmaz mıydı? Belki çok yakında olur. O gün görüşmek üzere hoşcakalın.

 

Ürkek adımlar

744

Bazı kararları almak sanıldığından daha zor gelir bizlere, ürkek adımlar atar fakat sonra geriye doğru koşarız. Kazanacaklarımızın kaybedeceklerimizden ağır basmasıdır bizi böyle bir ileri iki geri götüren şey. Hayatta bazı kazanımlar elde etmiş fakat istediğimiz mutluluğu yakalayamamışızdır. Eşimize olan sevgimiz bitmiştir ama tek başına bir hayat sürme düşüncesi ürkütür bizi ve olduğumuz yerde saymaya başlarız.

Bu tür korkularla yaşayan ne ilk ne de son insan biz değilizdir elbette fakat ayrılma cesaretini gösterecek kadar da güvenmeyiz kendimize, kurulu bir düzeni bozmak sadece bize fayda sağlayacaktır ama etrafımızdaki insanların düşüncesi ne olacak diye hep erteleriz.

Oysa ben ayrılmaktan korkan bir erkekle hiç karşılaşmadım. Sevgileri bitince onlar için birlikte olmayı gerektirecek mevzu da bitiveriyor. Geçen kış bir başkasından hoşlandığını söyleyen travesti Ayda’nın sevgilisi bir açıklama yapma gereği bile hissetmeden çekti gitti arkadaşımın hayatından oysa Ayda ayrılmak için bir türlü karar verememiş aylarca kafasında tasarılar geliştirip, aşkının bittiğini bile bile o adamla birlikte olmaya devam etmişti. Şimdi ise kendi cesaret edemediği şeyi sevgilisi yaptı üzülüp duruyor. Hayat bazen bir parça cesaret bir parça da özgüven bekler bizlerden, bunlar sende varsa korkma çık hayatın karşısına korkularla yüzleşmenin zamanı geldi de geçiyor.

Ortaokula başladığım yıllarda hep oyuncu olmak istediğimi söylerdim kendimi oysa ailem üniversite okuyup mühendis mimar olmam için beni sürekli teşvik etmeye çalışıyordu. Sonunda cesaret edip onlara kendi isteğimden bahsedemedim ve üniversite sıralarında dört yıl boyunca dirsek çürütüp, mimar oldum fakat içimde bir yerlerde oyunculuk isteğim dışarı çıkmak için öyle büyük arzu duyuyordu ki, mesleğimi hiç yapamadım. Ailemin istediğini yaparken kendi isteklerimi es geçmiş ve mutsuz bir orta yaşa merhaba demiştim. Bütün içtenliğimle ailemin karşısına dikilip, oyuncu olmak istediğimi söyleseydim bir iki karşı çıkar ama eninde sonunda razı gelirlerdi oysa, fakat kendimde bu cesareti bulamamış olmam, ürkek adımlarla gizlice gittiğim oyunculuk derslerini de etrafımdan saklamama neden oldu.

Şimdi kendimi daha cesur ve özgüven dolu hissetmeme rağmen hala millet ne der korkusuyla sahneye çıkamıyorum. Evimin gizli köşelerinde ezberlediğim senaryoları tek başıma oynamak ile yetiniyorum. Bazen de travesti Ayda ile birlikte iki kişilik sahneleri canlandırıp, hiç değilse biraz içimdeki aşkı köreltiyorum.

Her şeyin özgüven ve biraz cesaret gerektirdiğini  öğrenmiş olmama rağmen, reddedilme ve istenmeme duygularını üzerimden atamamış olmama da bir anlam veremiyorum. Oysa insan korkularının üzerine gitmeli ve inandığı doğrular uğruna gerekirse tüm dünyayı karşısına almayı göze almalıdır. Siz siz olun hayata ürkek adımlarla korku içinde devam etmeyin. Unutmayın korkular bizim karşımızda ancak korktuğumuzda büyüyebilirler. Hoşçakalın.

 

Kaslar neden kasılır?

Kramplar genellikle kaslarımızı uzun süre hareket ettirdiğimizde ortaya çıkar. Bazen kısa sürede düzelen kramplar bazen ise çok daha uzun süre acı vermeye devam eder. Herhangi bir kasınızı kendi hareketinizle kasmadığınız halde bazı sinirler kasılmayı tetikler ve kramp ortaya çıkar. Normal hareket ederken, beynimize gevşeme sinyali gönderilmesi gecikmesi krampların ana nedenidir.Bu urumd kas gevşeme işlemini yapmaz ve kasılma meydana gelir.

Kramp giren kastaki kasılma gözle görülebilir bölgede setleşme meydana geldiğinde hareket ettirmekte zorlanırız. Vücudumuzda kas bulunan her bölgeye kramp girme olasılığı vardır. Ancak genelde bacak ve kol kaslarında sertleşme daha fazla ortaya çıkan bir durumdur. Krampa neden olan belli başlı sebeplere gelince; Basit yaralanmalar sonucu kemikte kırık meydana gelmişse daha fazla zarar görmek istemeyen beyin o bölgeye kasılma sinyalleri gönderir. Merdivenden düştüğü için. Ayak bileğinde kırık oluşan travesti Rama, ayağı iyileşene kadar bu kasılmalara maruz kaldı. Spor yaparken de bu sorunla sık karşılaşırız egzersiz öncesinde ısıtılmayan vücut kasılmalar için bir hedeftir. Kaslarımızı fazla yorduğumuz ya da yemekten hemen sonra yapılan sporlarda kasılmalara neden olur. Kaslardan çekilip midede toplanan kan, yüzerken kramp girmesine yol açabilir.

Kasılmanın diğer bir nedeni ise vücudumuzun aşırı susuz kalmasıdır. Özellikle yaz aylarında çok terleyen biriyseniz kramplarla çok daha fazla karşılaşırsınız. Sodyum eksikliğinin de kramp nedeni olabileceği belirlenmiştir. Sodyum, kasların düzgün çalışması için gereklidir ve sodyum seviyesindeki düşüş genellikle su kaybının bir etkisidir. Bunların dışında kalsiyum, mağnezyum gibi minerallerin eksikliği de kramplara sebep olur. Eğer ilaç kullanıyorsanız yan etkilerini okumayı ihmal etmeyin pek çok ilacın yan etkisinde kramplara yol açabilir yazmaktadır. Gece uykunuzda giren krampların nedeni hala belirlenmemiş ise de yorgunluk ya da genetik bir nedene dayandırılmaktadır. Gece sıklıkla kramp giren biriyseniz sakın bu olayı hafife almayın, dolaşım bozukluğu sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Huzursuz bacak sendromu olarak bilinen farkında olmadan sürekli bacak titretmek de geceleri kramp girmesine neden olan bir alışkanlıktır.

Böbrek üstü bezlerinin sorunlu olması ile sürekli kramp giren, travesti Ayda, doktora gittiğinde Addison hastalığı adında bir hastalığı olduğunu öğrendi. Sizin de kramp girmesi ile başınız belada ise mutlaka vakit kaybetmeden geniş kapsamlı bir tahlil yaptırın. Sağlık şakaya gelmez ve yitirildiğinde değeri anlaşılır. Sağlığınızı ihmal etmeyin.

Hayat kolaylaştıran teknolojiler

Teknoloji insanlık tarihi ile birlikte sürekli değişiyor ve kendisini yeniliyor. Düne kadar hayal olan pek çok teknoloji hayatımıza bir şekilde yerleşti. Teknoloji, yeni mal, hizmet üretimi veya imalat süreçlerinin, yönetim modellerinin bulunmasına, geliştirilmesine ya da pratik sorunların çözümüne yönelik uygulamalı teknik bilgiler bütünü. Teknoloji, yenilikler veya buluşlar biçiminde kendini gösterir. 0 bakımdan teknoloji temel bilimlerin uygulamalı yönünü oluşturur. Bazı buluşların ortaya çıkması tesadüflere bağlı olsa da teknoloji esas olarak araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin sonucunda elde edilmektedir.

Daha kısa bir tanımla teknoloji; insanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Sohbet ortamında Travesti birisinin dediği teknolojiye sahip olan dünyaya sahip olur sözü kimden alıntı bilmiyorum ama çok doğru bir söz olduğu da kesin.

Teknolojik aletler içinde en çok kullanılan kuşkusuz cep telefonlarıdır. Hemen hemen herkesin sahip olduğu cep telefonlarının mucidi Motorola şirketinde çalışan bir mühendis olan Martin Cooper’du. İlk telefonun satış fiyatı 4000 dolara yakındı.Motorola bu gelişmeden sonra 10 yıl boyunca yaklaşık 100 milyon dolardan fazla harcama yaparak 1983 yılında Dynatac 8000x modelini piyasaya sundu. 3.995 dolardan satışa sunulan cep telefonu 800 gram ağırlığında 300 mm x 44 mm x 89 mm boyutlarındaydı. Sadece LED göstergesi bulunan telefonun ekranı yoktu. Telefonun boyutlarının dışında en kötü özelliği 15 cm uzunluğunda olan anteniydi. Antenini saymazsak yeni odellerin artık bir ekranı vardı.1989 yılına gelene kadar Motorola, bu cep telefonu geliştirmek için yoğun çaba harcadı. Sonuç olarak anteni küçülmese de boyutları ve ağırlığı neredeyse yarı yarıya düşen MicroTAC 9800X modeli satışa sunuldu. Bu modelin en büyük özelliği tuş takımının üzerinde kapak yer almasıydı. Kapaklı ilk telefon da böylece 1989 yılında üretilmiş oldu. MicroTAC 9800X’in 8 karakter gösterebilen LED ekranı vardı. Sadece iki telefon olduğundan bu telefon dünyanın en hafif ve en küçük telefonu olarak tanıtılıyordu. Telefon teknolojisi piyasaya yeni giren firmaların sayısının artması ile birlikte şimdi kullandığımız hafif, kullanışlı ve çok fonksiyonlu telefonların icat edilmesine neden oldu. Dünyada teknolojinin en hızlı geliştiği sektör olan cep telefonu sanayinde gelişen Ülkeler, ekonomide ilk sıralara yerleşirken sadece konuşan ama üretmeyen bizim gibi ülkeler ise sanayi devriminin gerisinde kaldılar. Nerdeyse her yıl telefon modelini yükselten travesti bir arkadaşım eski telefonlarını da atmayarak saklıyor. İleride torunlarına gösterecek kadar çok telefon sahibi olduğunu söyleyebilirim. Hayatımızı kolaylaştıran bu teknolojiler sayesinde dünyanın daha da küçüldüğünü söylemek yanlış olmaz. Oysa yaşlı insanlara telefon dediğimizde sadece aranmak ve arandığında konuşmak kısmını anlıyorlar ve yeni neslin neden bu kadar çok model değiştirdiğini anlayamıyorlar. Fotoğraf çeken, internette her türlü yazılımı destekleyen, çizim yapan modeller çok rağbet görürken, en büyük sorunu şarjın çabuk bitmesi olan telefonlar için şarjı hiç bitmeyen telefonlar da piyasaya sürülmek için çoktan hazırlandı. Yakın bir zamanda evimizden çıkmadan her işimizi bu telefonlar üzerinden halledeceğimizi söylesem sanırım hiç kimse şaşırmazdı.

 

 

 

Eğlence anlayışımız

Dünya üzerinde insanlar eğlenmek için yeni yollar aramaya devam ediyor. Bir zamanların eğlence yöntemleri kendini yeni yeni gelişen sistemlere bıraktı.

Televizyon icat edilmeden önce akşamları komşu gezmeleri, mesire yerleri gezmeleri yapılırken artık en büyük eğlence kaynağımız beyaz ekran oldu. Haberlerin arkasında başlayan dizilerin senaryoları farklı farklı istediğimizi seçip izlediğimiz, hatta bir akşamda iki dizi birden seyrettiğimiz oluyor.

Dizilerden sıkılanlar için yarışma programları sürekli format değiştirerek hayatımıza girmeye devam ediyor.  Uydu üzerinden izlenen 500’ün üzerinde kanalda istediğiniz her şeyi bulmanız mümkün oluyor. Ben ve travesti arkadaşım bu aralar en çok seyahat ve yemek üzerine programları tercih ediyoruz.. Ev hanımlarının büyük bir çoğunluğu sabah programları izlerken, emekli dedelerimiz evlendirme programlarına takılmayı tercih ediyorlar. Sabah kahvaltısının ardından kadınların en büyük tutkusu sevilen bir arkadaşla kahve içmek ve mahalle dedikodusu iken, şimdilerde kimse kimseye gitmez oldu. Yerimizden kalkar kalkmaz açıyoruz televizyonları ve kendimizi eğlendirmeye başlıyoruz. Maddi imkansızlıklar ya da vakit yetersizliğinde gidemediğimiz yerleri ve meşhur yemeklerin ekrandan seyrederken sanki orada oluyoruz. Tıpkı gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür misali bedava tatil yapmış gibi hissediyoruz kendimizi bir de akşama şöyle heyecanlı bir dizi varsa değmeyin keyfimize, insanların neredeyse büyük bir bölümü bu şekilde kendini eğlendirirken, sosyal ortamlardan kopma, insanlardan uzaklaşma ve yalnızlık duyguları ile baş başa kalıveriyoruz. Eskiden büyük ailelerde yaşayan nesiller akraba, eş dost tanırken, şimdi kuzenini tanımayanlarla dolu bir dünyanın esiri olduk.

Bir de çıkıp bizi eğlendirdiğini sanan programlarda sunucular eğleniyor muyuz? dese tam olacak yani, yeni dünya düzeninde beyaz ekran önüne hapis olmak istemiyorsanız sadece bir günlüğüne de olsa akılı telefonlarınızı evde bırakıp doğayla baş başa bir gezintiye çıkın. Survivor ruhuyla keşfedin hayatı, çoluk çocuk bir de mangal keyfi oh ne ala yaşamak.

Eğlencenin tadına varmak için onun içinde bire bir olmanız gerekmektedir yoksa öyle başkalarının eğlencesiyle mutlu olmak sadece kandırır bizleri.

Gezmediğim toprak, yemediğim yemek benim değildir diyen arkadaşlarınızı da alın yanınıza bir kaçamak yapın. Miskin miskin televizyon karşısında oturmayı bırakıp, akın eğlencenin ortasına bakın hayatınız nasıl da renkleniyor.

İstanbul’dan birkaç travesti arkadaşla Bodrum travestilerini ziyaret ettik hafta sonu, aman eğlenceye doyamadık. Hayatın eğlencesini yaşamak için siz de kendinize bir fırsat tanıyın. Çok önemli işlerinizi bir an önce tamamlayıp, boş vakit bulun bir gün bile olsa gidin uzaklardaki köylere benden de selam söylemeyi unutmayın dağlara, taşlara…

Kızlık zarı hakkında bilinmeyenler

Her genç kızın kızlık zarı vardır. Doğuştan kızlık zarı olmaması söz konusu değildir. Her kadında kızlık zarı vardır. Sadece kızlık zarının yapısı değişiklik gösterir. Kiminde esnek, kiminde incedir ama sonuçta kızlık zarı vardır.

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” (Himen) dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.

Kızlık zarı bozulmadan  gebe kalan kadınlar olduğunu biliyor muydunuz? kızlık zarı bozulmadan hatta tam ilişkiye girmeden bile gebelik oluşabilir. Sürtünme şeklinde bir ilişkide, erkeğin cinsel organı vajene girmeden de spermlerin bulaşması sonucunda kadın, hamile kalabilir ama kızlık zarı duruyor olabilir. Yani bakire ama gebe olabilir. Evlilik öncesi özellikle erkeklerin kafaya taktığı kızlık zarı olayı kadınların baş belasıdır aslında, bisiklete binerken bile yırtılabilecek kadar hassas olan bu zar yüzünden, pek çok kadının hayatı pamuk ipliğine bağlanmıştır. Günümüzde modern toplumlarda çok ta önemsenmeyen kızlık zarı, istenirse yeniden dikilebiliyor. Yırtılan kızlık zarı yeniden eski haline gelmez, sadece atılan bir dikişle kanama yapacak şekle getirilir. Kızlık zarının tamirinde amaç kızlık zarını yeniden oluşturmak değil, kızlık zarının kanamasını sağlamaktır.Zar  yeniden oluşturulmasa bile kanadığı için doktor hariç kimsenin bunu bilme şansı yoktur.  Hatta bazı evli çifler sırf fantezi olsun diye kadının kızlık zarını diktirip, nostalji yaşıyorlar.

Kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmayan bu zarı şimdilerde ameliyat olan travesti bayanlarda kullanıyor. Özellikle cinsel organ yaptıran travestiler tamamen kadın olarak yeni bir hayata başlıyorlar.

Kızlık zarı öyle çokta önemsenecek bir durum olmamasına rağmen bazı toplumlar için hala tabu sayılıyor. Önemli olanın evliliklerde kızlık değil cinsel uyumun olduğu gerçeği ise arka plana itiliyor. Sağlıklı bir birliktelik her iki tarafın da bu gereksiz konulara kafa yormadan karşılıklı zevk alma ve hoşnut olma durumudur.

 

Homofobi

Homofobinin nedenleri toplumsal, dini, ideolojik ya da psikolojik olabilir. Homoseksüel ilişki birçok dinde veya mezhepte lanetlenmiş, dini metinlerde Sodom ve Gomora örneğinde olduğu gibi homoseksüelliğin kabul gördüğü toplumların tanrı tarafından cezalandırıldığı öne sürülmüştür. Küçük yaştan itibaren kendini dinsel öğretinin içinde bulan birey, okudukları ve duyduklarının ışığında küçük yaşta homofobik yaklaşımlar içerisine girebilir.

Homofobinin kökenleri psikolojik olabilir. Örneğin kendisinin eşcinsel olduğundan şüphelenen ve bu durumdan endişelenen birey, bu korkusunu homofobi olarak dışa vurabilir.

Heteroseksüel kişilerin homoseksüelliğe (eşcinselliğe) karşı duyduğu mantık dışı korku, nefret veya ayrımcılık şeklinde tanımlanan homofobinin neden ve nasıl geliştiğine dair pek çok yorum yapılabilir. Bilim adamları, kişinin ebeveyni tarafından yetiştirilme tarzının, kişilik özelliklerinin ve içinde yaşanılan kültürün bunda etkili olabileceğini tartışıyor. Yeni bir araştırma ise hangi faktörlerin homofobide etkili olduğunu açıklamaya çalışıyor.

Araştırmacılar, üniversite öğrencilerinin cinsel tercih ve yönelimlerini hem kendi ifadeleri ile öğrendi hem de dışarıya göstermedikleri “örtük/gizli” yönelimlerini bir test sayesinde belirledi. Bu sayede kendini heteroseksüel olarak ifade eden kişilerin dışarıya yansıtmadıkları homoseksüel bir eğilimleri olduğu gerçeği ortaya çıktı.  Destekleyici ve kabul edici ebeveynler tarafından yetiştirilen katılımcıların kendi cinsel tercihlerine dair daha rahat oldukları ve içlerinde yaşadıkları ile dışarıya yansıttıkları arasında bir fark olmadığı gözlendi. Buna karşın, otoriter ebeveynler tarafından yetiştirilen katılımcıların ise cinsel tercihleri ile dışarıya gösterdikleri yönelim arasında büyük fark olduğu ortaya çıktı. Sonuçlara göre özellikle kontrol edici ebeveynlerin olduğu ve homoseksüellere karşı önyargılı bir ebeveynin bulunduğu ortamlarda yetişen kişilerin ileride homofobi geliştirme riski daha yüksek.  Ayrıca gerçek cinsel yönelimi ile kıyaslandığında kendini daha heteroseksüel olarak nitelendiren kişilerin ise homoseksüel kişilere karşı daha fazla düşmanlıkla tepki verdiği görüldü. Cinsel yönelime dair katılımcıların gizli ve belirgin tutumları arasındaki örtüşmezliğin homoseksüel karşıtı tutumlara, dışlama ve ayrımcılık gibi davranışlara neden olduğu da ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Kısaca kişi eğer hemcinslerine karşı ilgi duyuyor, ancak bunu göstermeye çekiniyor ve heteroseksüel yönelimini ifade ediyorsa, bu uyuşmazlık nedeniyle homofobi geliştirebiliyor ve homoseksüellere olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Ayrıca araştırma, homofobi gelişiminde ebeveynlerin tutumunun da oldukça etkili olduğunu gösteriyor.

Birçok Batı Avrupa devletinde homofobinin nefret suçu kapsamında olmasına ve cezai yaptırımlar bulunmasına rağmen homofobi halen diğer Avrupa devletlerinde de mevcuttur. Homofobi nedeniyle saldırıya uğrayan ,öldürülen insan sayısı maalesef tam olarak bilinmemesine rağmen sayının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Herkesin birbirini sevmesini beklemiyoruz tabi ama bu yanlış gelişen duygular yüzünden insanların öldürülmesi, aşağılanması, travesti gibi kelimelerle küçük düşürülmeye çalışılması özellikle 21. Yüzyıla yakışmayan davranışlardır.

Kişileri sırf kendi korkularımız yüzünden dışlamak, küfürler etmek yerine empati kurmayı denemek en doğru davranış şekli olacaktır. Saygılarımla.

 

Kısa süren evlilikler

Aşık olduğumuz zaman gözümüz ondan başka hiçbir şeyi görmez olur, mantığımız devreden çıkar.

Kısa flört devresinin arkasından evlilik hazırlıkları yapılmaya başlanır. Daha dün tanıştığımız huyunu suyunu tam olarak bilmediğimiz bir insanla ömür geçirmeye söz verir ve o imzayı atarız.

Dünyada hiçbir yaptırım gücü olmayan tek imza evlenirken attığımız imza olsa gerek, şart yoktur, kısıtlama yoktur. Bugün imzayı atıp, yarın vazgeçeriz bir ömür birlikte olmaktan mahkeme kapılarında birbirlerine sert bakışlar bazen hakaretler eşliğinde herkes kendi yoluna gider.

Kalbimiz bir kere çarptı diye yapılan bu evlilikler temelinde gerçek sevgi ve saygı taşımadığı için çok kısa sürer. Aynı takımı tutmadıkları için boşanan çiftler bile olduğunu duyuyorum, kanım donuyor.

Oysa evlilik çocukken oynadığımız evcilik oyunu gibi değildir. Hava kararınca herkes kendi evine gitmez bir insanın en mahrem, en zayıf, en savunmasız anlarına eşlik ettiğiniz bir dönemdir.

Çıkarken ben sakal bıyık sevmem diye kestirdiğiniz tüyleri, eşiniz evlenince koy verir gider,  güzel giyindiğini düşündüğünüz eşinin evlilik boyunca sizi hep paspal karşılayabilir hatta uykudan uyanıp şiş gözlerle sağa sola bağırıp emirler de yağdırabilir. Mesele de burada başlar siz karşınızdaki kişinin her durumuna hazır mısınız?

İnsanlık hali  her  zaman hayata fit bir şekilde katılamayabilirsiniz. Bazen saç baş dağınık,  kirli, çekilmez olabilirsiniz. Peki karşınızdaki kişi sizi her halinizle sevebilir mi?

Hasta olduğunuzda sümüklü mendillerinizi yerlerden toplayacak mı? Gerekirse hastane de başınızda günlerce uykusuz kalabilecek mi? En önemlisi de sizin değer verdiğiniz önemsediğiniz şeyleri o da sevip, sayacak mı?

Eve gelen akrabanıza sizin hatırınıza güler yüz gösterebilen, sizin sevdiğiniz her şeye katlanabilen bir eş bulmak için öncelikle kalbinizi değil mantığınızı dinleyin.

Aynı cinsle yapılan evliliklerin karşı cinsle yapılan evliliklerden daha uzun ömürlü olduğunu biliyor muydunuz?

Eşcinsel çiftler hatta pek çoğu yasal olarak kanun önünde birbirine söz bile vermemişken birbirlerini daha fazla tanıyorlar ve birlikte daha iyi vakit geçirebiliyorlar.

Aynı türle yapılan evliliklerde çekilen sıkıntılar birbirine yakın olduğu için eşler birbirlerine tahammül ederken, normal çiftlerin bu kadar çabuk boşanması bana  oldukça manidar geldi , travesti ya da eşcinsel olarak adlandırılan bu bireyler hayata aynı noktadan baktıkları için daha mutlu bir ömür sürüyorlar. Evlenmeye karar verdiğiniz insanın her türlü halini yakından tanımadan o imzayı atmanızı önermem. Hele ki çok çabuk verilmiş bir çocuk sahibi olma kararı sizi zor durumda bırakabilir.

Evlilik kutsal bir müessesedir ve her iki tarafın da fedakarlık yapmasını gerektirir. Her zaman verici ve yapıcı olmak anlayışlı davranmak eşlerin asli görevi olmalıdır.

Bir yastıkta kocamak için mutlu ve uzun evlilikler dilerim.